V.İ.Lenin’in 94. Ölüm Yıldönümü

Marksizm’in büyük ustası, yirminci yüzyılın ilk büyük sosyalist devrimine önderlik eden Vladimir İlyiç Ulyanov’un, bilinen ismi ile Lenin’in 21 Ocak 1924‘te yaşamını yitirmesinin üzerinden tam 94 yıl geçti.

Lenin’in bilimsel sosyalist teoriye katkılarını tek bir başlık altında toparlamak pek kolay değildir. Gerek işçi sınıfının yeni tipte bir organizasyon modeli olan devrimci öncü parti modeli, gerek devletin sınıfsal kökeni konusunda Friedrich Engels’ten aldığı mirası derinleştirmesi, 2. Enternasyonel’in Avrupamerkezci çizgisine karşı sermaye birikimi ve ihracına yönelik derinlikli bir analizle tekelci kapitalizmin teorisini inşa etmesi, Marksist felsefenin revizyonist ve idealist akımlar karşısında geliştirilmesi, emperyalizm çağında proletaryanın görevleri konusundaki tahlilleri yine emperyalizm çağında ulusal sorun noktasında stratejik ve taktiksel konularda proletaryanın çizgisini belirlemesi ilk akla gelenlerdir.

1871’de Lenin’in doğumundan bir yıl sonra, Paris Komünü ayaklanması oldu. Bu proletaryanın burjuvaziyi devirmek için ilk tarihi girişimiydi. Lenin devrimci faaliyetlerine başladığı zaman 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın  dünya emperyalizm ve proleter devrimler çağına giriyordu. Emperyalizm ve oportünizmin her çeşidine ve özellikle devrimi kapitalizmin gelişmesine indirgeyen ve bu bağlamda işçi sınıfı ideolojisini emperyalist-burjuva iktidarlara eklemlemeye çalışan 2.Enternasyonal revizyonizmine karşı mücadelede Lenin, Marksizmi devraldı ve geliştirdi ve onu daha yüksek bir aşamaya yükseltti. Stalin’in de belirttiği gibi “Leninizm, emperyalizm ve proletarya devrimleri çağının Marksizmidir”

Sınıf Mücadelesi Aracı Olarak Yeni Bir Devlet

Lenin’in özellikle devleti sınıf mücadelesi silahı olarak çözümlemesi altı çizilmesi gereken bir katkıdır. Burjuva devletin yalnızca tarihsel açıdan doğru kavranışından doğan dolaysız pratik (taktik, ideolojik, vb) sonuçların ortaya konulmasıyla sınırlı kalınmaz, aynı zamanda proleter devletin kaba önçizgileri de somut görülür ve proletaryanın diğer mücadele araçları ile birbirine organik olarak bağlanır.

İşçi hareketinde geleneksel işbölümünün (parti, sendika, kooperatif vb) bugün proletaryanın devrimci mücadelesi için yetersiz olduğu görülmektedir. Bütün proletaryayı ve bunun yanısıra emperyalizmin denetimindeki kapitalist bir toplumdaki tüm sömürülenleri kendi büyük kitlesi içinde kucaklayabilecek ve mücadeleye sürebilecek organların oluşmasının zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu organlar yani “Sovyetler” daha burjuva toplum içindeyken sınıf olarak örgütlenen proletaryanın organları olma özelliğini taşırlar. Böylece devrim gündeme girer. Marx’ın da belirttiği gibi “sınıf olarak devrimci unsurların örgütlenmesi, kesinlikle eski toplum bağrında gelişebilecek olan tüm üretim güçlerinin tam olarak varoluşunu şart koşar”

Devlet aygıtı olarak işçi sovyeti, proletaryanın sınıf mücadelesinde silah olarak kullanılan devlettir. Diyalektik olmayan ve bundan dolayı tarihsel ve devrimci olmayan oportünist anlayış, proletaryanın burjuvazinn sınıfsal egemenliğine karşı mücadele etmesi ve sınıfsız bir toplum yaratmaya çalışması olgusundan, burjuvazinin sınıf egemenliğine karşı çıkan bir savaşçı olarak işçi sınıfının her türlü sınıf egemenliğine karşı savaşması gerektiği, bundan dolayı kendi egemenlik biçiminin hiçbir koşul altında bir sınıfsal egemenlik organı, bir sınıfsal baskı organı olamayacağı sonucunu çıkarmıştır. Bu temel görüş, soyut olarak alındığında aslında bir ütopyadır. Çünkü böylesi bir proletarya egemenliği asla başlayamaz.

Burjuvazinin en gelişkin egemenlik biçimi olan demokrasi, bu anlayış açısından en azından bir proleter demokrasisinin önbiçimi olarak azami olarak da demokrasinin kendisi olarak görülür. Belirli koşullar altında demokrasinin de sosyal gericiliğe karşı savunulması gerekir. Sosyal demokrasinin hiçbir yerde faşist gericiliğe karşı ciddi bir direniş gösterememesi, proleter devrim ile burjuva devrim arasında yapılan mekanik ayrımın ne kadar hatalı olduğunu göstermektedir.

Oportünizm ve Revizyonizme Karşı Leninizm

Oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelesinde Lenin, proleter devrimin temel meselesinin siyasi iktidarı ele geçirmek için zor kullamak, burjuva devlet cihazını kırmak ve proletarya diktatörlüğünü kurmak olduğunu defalarca belirtmiştir.

Lenin şöyle diyordu: “Proletarya devleti, burjuva devletinin yerini “yavaş yavaş ortadan kalkma” süreci içinde alamaz. Genel kural olarak, bu ancak şiddete dayanan bir devrim yoluyla olabilir.”

Leninizm şematik ve mekanik olmayan, salt pratiğe yönelen somut düşüncenin daha önce erişilmemiş bir evresi anlamına gelmektedir. Lenin’in ölümü ardından işçi sınıfı ideolojisi içindeki örgütsel ve ideolojik sapmalara karşı “Mao Zedung Düşüncesi – Maoizm” ile gelişimini sürdüren günümüz devrimci Marksizmini savunan, benimseyen ve bu eylem kılavuzu ile emperyalizm çağında sömürülen ülkelerin, ezilen halkların ve emekçi sınıfların kurtuluş ve devrim mücadelesi için mücadele eden politik öznenin görevi bu derinliği sürdürebilmek olmalıdır.

Tarihsel süreç içinde, yalnızca canlı olarak gelişen şey sürdürülebilir. Leninist geleneğin bu şekilde korunması, emekçi sınıfların sınıf mücadelesinde bir silah olarak diyalektik materyalist yöntemi benimsemiş herkesin en önemli görevidir.

Irmak Sonay

İskandinav ve Çin mitolojisi, Güney Asya edebiyatı ve Türkiye'de işçi sınıfı hareketleri üzerine araştırmaları bulunan İstanbul Üniversitesi edebiyat bölümü mezunu kendisi Kuram Dergisi, Marksizm ve Sanat bölümü editörüdür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest