Raoul Peck ile Genç Karl Marx Üzerine

Yönetmen ve yapımcı Raoul Peck, 2 Mart 2018 tarihinde KPFK Pacifica Radyosu’nda Michael Slate’e konuk oldu. Yönetmen Raoul Peck, 2017’nin ve son yılların en nitelikli ve devrimci filmlerinden biri olan The Young Karl Marx (Genç Karl Marx) filminin de yönetmeni. Bu önemli çalışmayı içeren radyo sohbetini Kuram Dergisi okurları için aktarıyoruz.


Michael Slate: Raoul Peck  The Young Karl Marx filminin yönetmeni. Bu film izleyicilere tamamen yeni ve etkileyici bir sürecin, komünist devrimin doğumunu anlatıyor.1843’ten 1848’e kadarki süreçteki 5 yıllık döneme mercek tutuyor. 26 yaşındaki Karl Marx’ın, Friedrich Engels’in, Jenny Marx’ın ve Mary Burns’ün devrimci mücadeleye tamamen bilimsel bir anlayış kazandırabilmek için yaptıkları mücadeleleri anlatıyor. Bu şekilde Marx devrimin de bilimini yapabiliyor. Film sayesinde mücadelenin ilk evrelerini öğrenmek mümkün. Bu çok büyük bir keyif. Film başlamadan kısa bir süre önce Raoul Peck ile oturup konuştuk.

Raoul Peck programa hoşgeldiniz. Bu unutulmaz filmi bence herkes izlemeli. Merak ettiğim bir şey var. Niçin Marx’ın yaşamının bu dönemi? 1843 – 1848 arasına yer vermişsiniz.

Raoul Peck: Evet, samimi olmak gerekirse çok zor bir seçim oldu. Filmin farklı taslakları boyunca Marx’ın spor okulunda 12 yaşındaki bir öğrenci olduğu dönemden 32 yaşında 33 yaşında Londra’daki sürgün dönemine kadar uzandık. Ancak biraz da olsa başlangıç döneme odaklandık. Fransa’dan ya da Almanya’dan ayrıldığı zamandan kısa bir süre öncesi… Çünkü en ilginç ve ilgi çekici dönemler bu evreler diye düşünüyorum. Fikirlerinin geliştiği yer burası ve bu zemin, işçi sınıfını, o ana kadar varolmayan işçi sınıfını örgütlemenin de ilk adımı olmuştur.  Hareketin başlarında çoğu kişi ütopik sosyalisttir. Başlangıç dönemindeki emekçiler el işçileridir, terzilerdir, ağaç işçileridir – henüz fabrikalarda çalışan işçiler değildir.

Marx ve Engels bu kavşağa girer ve her şeyi değiştirir. Süreçle birlikte eğitilirler. Çünkü Marx için cehalet hiç kimseye yardım edemez. Düşmanın kim olduğunu bilmelisin ve bu düşmanla nasıl savaşman gerektiğini öğrenmelisin. Bu yüzden gerçekten iyi bilinmeyen o anın üstesinden gelmek gerekiyordu, çünkü insanlar her zaman Marx’ın bu evresini atlayarak yazılarında özellikle de başyapıtı olan Das Kapital’e  yönelmeye çalışıyor.

Das Kapital, kendisinin yıllardır biriktirmiş olduğu her şeyi bir ürün olarak ortaya koymaya çalıştığı bir modeldir. Çünkü onun yaklaşımı bilimsel bir şey sunabilmekti. Bu yüzden böyle bir kitaba ihtiyacı vardı ve bu kitabın ortaya çıkması çokça zaman aldı [Kapital’in 1. Cilt’i 1867’de yayınlandı]. Fikirlerin evrimi, başlangıçlar ve gençliğin enerjisi bizim için önemlidir. Filozofların sadece dünyayı yorumladıklarını oysa tam da şu an ne yapılması gerektiğini, bir şeyler yapmaları gerektiğini belirttiği günlerdir. Bu, o dönemdeki olağanüstü bir çıkıştır.

Michael Slate: Filmin açılış sahnesinden bahsedelim. Bu sahne filmin geri kalanının tonunu gerçekten belirliyor – acımasız baskı ve onu değiştirme mücadelesi…

Raoul Peck: Başından beri bahsettiğimiz şiddet türünü göstermemiz gerekliydi – herhangi bir mantığı olmayan şiddetti. Genç Marx’ın tepkisinin özüdür bu, çünkü o, bir gazeteci olarak eşitsizliği, adaletsizliği ve baskıyı kabul edemeyen biridir. Ve o sahneyi seviyorum çünkü önce size o zamanın şiddetini açıkça gösterir. Ormandaki bu insanlar, ormandan odun alarak hayatta kalmaya çalıştıklarında topraklar zengin bir sınıfın mülkiyetindedir – ve hatta yasalarca engellenmişlerdir. Ve bu tam bir çelişkidir ve Marx, eğer insanlar hukukun adaletini ve bunun saçmalıklarını anlamazlarsa artık bu yasalara uymayacaklarını ve isyan edeceklerini yazar. Felsefi ve politik açıdan, bu nokta elimdeki en iyi başlangıçtı. O andan itibaren Marx’ın ve sonra Engels’in evrimini de görebilirsiniz.

Ve görsel açıdan da elbette bu kısım önemlidir çünkü filmin geri kalanında herhangi bir aksiyon sahnesi için çok fazla malzemeye ve alana sahip değildik. Bunun nedeni Komünist Manifesto’yu yazdıkları 1848’e kadar çoğu zaman entelektüel temelde bir mücadelenin gündemde olmasıdır. O günlerde Batı dünyasında ne tür bir şiddetten bahsettiğimizi gösterebilmek gerekiyordu. Ve bu çok semboliktir.

Michael Slate: Söylemem gerekiyor ki bugünkü dünya ile çok fazla paralellik bulunuyor.. Bu ülkeye gelen göçmenleri ve insanlara yapılanları düşünürsek, aynı soruların  pekçoğu hala mevcut diyebiliriz.

Raoul Peck: Evet fikir buydu. Neler olup bittiğini anlamaları için bugünkü gençlere nasıl araçlar sunabilirim? Çünkü son 40 yıl içinde, açıkça anlayamadığımız çok ciddi değişimler geçirdik. Tam tersine, her şeyi bulanıklaşıyor… gerçek haberlerin ve sahte haberlerin artık ne olduğunu bile bilmiyoruz. Sonunda tepki göstermesi çok zor bir cehalete doğru gittiğimizi hissediyorum. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bir film yapımcısı olarak ne yaparsınız tek bir proje, tek bir ürün ile ele alınabilecek bir mesele değil bu. Gerçekten, önümüzdeki 30-40 yılda neyle karşı karşıya kalacağız? Tehlikeli olan şey asıl budur.

Filmime geri dönersek, mütevazi de olsa en azından neler olup bittiğini anlayabilmek için bazı araçlar sunmaya çalışıyorum. Evet, diyebilirim ki filmin gösterildiği birçok ülkede (Almanya ve Fransa’da) muazzam bir kavrama ve tartışma iklimi oluştu. Gençlerin bu tartışmalarda ne kadar motive olduğunu görebiliyorum ve umarım burada da aynı şey olur. Ancak analiz kapasitemizi nasıl geri alacağız? Şeylerle ilgili sürekli büyüyen cehaleti nasıl tersine çevirebiliriz? Kolektivizmi seviyoruz ve kollektif olmaksızın, kolektif akıl ve değişime yönelik bilinç olmadan gerçek bir değişim de olamaz. Film, insanlara yeniden düşünme kapasitesini nasıl kazanabileceklerini göstermeye çalışıyor.

Michael Slate: Proudhon hakkında konuşalım. Erken kapitalizm altında baskıya karşı çıkan saygın bir radikal filozoftu kendisi. Marx ve Proudhon arasındaki ilişkiyi ele alma biçiminiz, Marx ve Engels’in kendilerinden farklılıkları olduğu halde Proudhon gibi insanlara ulaşma konusunda sahip oldukları zihinsel genişliğini gösteriyor, onlar böyle insanların da süreçte önemli katkılarda bulunabileceklerini düşündüler. Bununla beraber Marx kimseye karşı da liberal davranmaz. Proudhon’un Marx’a doğru ilerlediği ve ona son kitabını sunduğu bir bölüm var. Marx, “Sefaletin Felsefesi” başlıklı bu çalışmaya bakar ve ihtiyaç duyduğu devrimci hareket türünü geliştirmek için Proudhon’un ileri sürdüğü argümanlara karşı koyması gerektiğini de bilir.

Raoul Peck: Hikayenin gerçek olduğunu biliyorsunuz, ikisi arasında uzun süre kedi-fare oynanır. Tabii Marx, başlangıçta Proudhon’a saygı duyuyordu. Marx çok tuhaf bir karakterdi. İşlerin yapılması gerektiği gibi ilerlemediğini ve özellikle bu durumu büyük düşünürlerle birlikteyken hissettiğinde çok sabırsız davranıyordu. Bu yüzden Proudhon’un önemini biliyordu ve ona çok saygı duyuyordu. Ama bir noktada, Proudhon’un tembelleştiğini ve zaten sahip olduğu mevcut alandan daha ileriye gitmediğini hissetti, çünkü Proudhon, hareketin o dönemlerinde çok meşhurdu. Marx, küçük çocuğun ortaya çıkabilmesi için bir aşamada artık babasını öldürmesi gerektiğini anlamıştı. Ve bir şekilde böyle oldu. Bu, filmde, Marx’ın konumunun bilimsel bir sosyalizm kurmak isteyen biri olduğunu gösteren yönüdür. Marx’ın bilimsel kıtası ve diğer yanda Proudhon gibi ütopik sosyalistler ve Weitling gibi daha popülist sosyalistler. Bu, Marx ve Engels’in tam olarak ne için mücadele ettiğini göstermek için mükemmel bir karakterdi.

Michael Slate: Film boyunca sürekli olarak yasaların aslında doğanın yasaları değil, insan yasaları olduğu, insan yapımı üretim ilişkilerine ait kanunlar olduğu ve işlerin bu şekilde olmaması gerektiğine yönelik vurgular var. Toplumun örgütlenmesinin belirli bir yolu var, ama insanlar bunu da değiştirmeli.

Raoul Peck: Hegel ve Feuerbach ile başlayarak, bu konu temel meseledir – insan tarih yapar ve bu da eğer insan tarih yapabiliyorsa o zaman tarih değiştirebilir demektir. Bunun temel önemi budur. Özellikle, şimdiki zamanda, gerçekten tamamen cesareti kırılmış birçok insanın serzenişini duyarsınız. Politikacılara güvenmezler çünkü hepsi yolsuzluk ağı içindedir. Ve demokratik oy verme sürecine bile yanaşmak istemezler. Oy vermezler çünkü bunun bir şey ifade etmediğini ve hileli bir düzenek olduğunu bilirler.

Bu yüzden, durum ne olursa olsun, durumları sadece bizlerin değiştirebileceğimizi anlamak gerçekten önemli. Sadece kendi gücümüz ve direnişimiz bir şeyleri değiştirebilir. İşçilerin tarihi bunu gösterdi. Bugün demokrasi açısından sahip olduğumuz her şey, süreç açısından birilerinin bizlere geri vermek zorunda kaldığı şeylerdir. Mücadeleler sonucu kazanılmıştır. Her zaman pek çok insanın yaşamını yitirmesi sonucu, örgütlenmeler yolu ile kazanılmıştır. İster Amerika’nın bağımsızlığı olsun, ister İç Savaş, isterse de kölelerin özgürlüğü olsun, ister Sivil Haklar Hareketi olsun, ister feminist hareket olsun, kadınlar için oy kullanma hakkı, çalışma hakkı ve iş güvenliği— her şey, kavgaların ve insanların durumlarını anlamasıyla, bir araya gelmesiyle, birlikte kavga etmeleri ve değişimleri kabul etmeleriyle ortaya çıkmıştır. Şu an kaybettiğimiz şey de budur.

Michael Slate: Ve bu, filmin sonlarına doğru gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm şeylerden birisi – bu argüman, dünyayı daha önce hiç görülmemiş bir şekilde açıklayan ve ortaya seren Komünist Manifesto’yu üretme mücadelesi…

Raoul Peck: Kesinlikle. Anımsarsanız eğer bugün Komünist Manifesto’nun 170. yıldönümü. Eğer bugün Manifesto’yu tekrardan okursanız, en azından birinci bölümü okursanız, bu tam olarak bugünkü kapitalizmde olan bitenin açıklamasını verecektir. Doğrudan bugüne yanıt verebilmekte ve güncelliğini korumakta…

Michael Slate: Ve tüm halkların ayağa kalkması ve bu sistemin gidişatını durdurmaları için de bir çağrıdır.

Raoul Peck: Elbette, çünkü bu iş sihir ile olmayacak. Daha da kötüsü, eğer sadece öfkenize ya da herhangi bir isyana güveniyorsanız da bu daha da fazla zarar verecektir. Bu popülist sosyalist Weitling’in yaptığı bir şeydir, eğer herkes yeterince öfkeliyse ve suçlular hapisten kurtulup sokağa dökülürse sistemi değiştirebiliriz düşüncesi… Ancak Marx der ki, hayır, bunu yapamazsın, insanları önce eğitmen gerekir. Neden kavga ettiklerini bilmek zorundalar. Yani örgütlenme, mevcut durum veya öfke kadar önemlidir.

Irmak Sonay

İskandinav ve Çin mitolojisi, Güney Asya edebiyatı ve Türkiye'de işçi sınıfı hareketleri üzerine araştırmaları bulunan İstanbul Üniversitesi edebiyat bölümü mezunu kendisi Kuram Dergisi, Marksizm ve Sanat bölümü editörüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest