Özyönetimin Kapitalist Doğası

1948’lerden itibaren Yugoslavya’nın adım adım Sovyet şemsiyesi altından çıkması ve “bağımsız” olarak tanımladığı kendine özgü bir sosyalist ekonomi modeli izlediği bilinmektedir. Kısaca “özyönetim modeli” ismi verilen bu model başlangıç evresinde Moskova talimatları ile hareket etmek istemeyen ve kendi özgün koşullarına uygun sosyalist politikalar izlemek isteyen halklar ve devrimci partiler arasında heyecan yaratacaktır.

Yugoslavya’nın özyönetim modeli ne yönde gelişecekti? Merkezi idari yönetimin terk edilmesinin kendi başına devletçi sapmaya karşı sigorta olmadığı anlaşıldı. Zaman içerisinde Yugoslavya’da işçi sınıfı arasında ciddi katmanlaşmalar ortaya çıktı. Olumsuz yönde derinleşeceği önceden pek de hayal edilemiyen gelişmelerdi bunlar.

Özyönetim, aslında tek bir noktaya indirgenemeyecek kadar karmaşık bir projedir. Özü, temelde demokratiktir. Bu durum işçi hareketinin devrimci aşamada niçin bu yönde (işçi konseyleri, komiteler, sovyetler, vb.) devam ettiğini de aslında açıklar.

Ancak devrimci dalga bir kez geriye çekildiği zaman, özyönetim modelinin doğasında bulunan yetersizlik açığa çıkar. Başlangıç aşamasında, üreticilerin üretim araçlarını doğrudan ele geçirmesini kolaylaştırabilir ancak giderek siyasi cehaletin bir aracına dönüşür. Yugoslavya örneğinde yaşandığı gibi işçiler birbirleriyle rekabet eden kolektiflere ayrışırlar. 1968’lerde ve özellikle 1970’lerin ikinci yarısında başta Zagreb olmak üzere federasyonun pek çok endüstri kentinde büyük işçi eylemleri gündeme gelmiştir. İşçiler işletmelerinden doğrudan hisse alan veya üretimden kar elde edip gerektiğinde paylarını satan kapitalist aracılara dönüştürüldükleri için, kapitalist üretim ilişkileri içinde çözüm arayışı önlenemez şekilde sınıf bilincini ve Marksizm-Leninizm’i erozyona uğratmıştır. Yabancılaşmanın önlenmesi ile yola çıkan model farklı türden yabancılaşmalar yaratarak tam aksine dönüşür.

Özyönetim modeli, kapitalist üretim ilişkilerine taviz vermeden, işçi sınıfının ve devrimci partisinin önderliğinde gerçekçi ve devrimci karakterde ulusal ve bölgesel planlamalar ile tamamlanmadıkça bu durumun yaşanması bir bakıma kaçınılmazdır.

Çokça eleştirildiği gibi siyasetin üretime kumanda etmesi, ideolojik keyfilikle eş anlamlı değildir. Tersine aynı anda hem özyönetim olan hem de toplumsal bütünle yapısal olarak kaynaşmış olan kolektifler arasındaki eşit değişimin rasyonel ve devrimci çizgide yönetilmesi demektir.

Josip Broz Tito’nun özyönetim modeli, reel sosyalizm pratikleri arasında bu açıdan dikkatle incelenmesi ve dersler çıkartılması gereken bir tarihsel tecrübedir.

Kuram Dergisi

Diyalektik materyalist bir perspektifle, bilimsel sosyalist teorinin sınıf mücadelelerine uygulanması ve derinleştirilmesi doğrultusunda yayın çizgisini sürdüren Kuram Dergisi 2 ayda bir yayında!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest