Mao-Nixon Görüşmesi ve Devrimci Tavır

Tam 46 yıl önce bu hafta ABD emperyalizminin temsilcisi Richard Nixon ve kurmay heyeti, çeşitli diplomatik zemin hazırlıklarının ardından Çin Halk Cumhuriyeti’ne geldi ve yaklaşık 1 hafta süren gezisini gerçekleştirdi. Bu gezi başkan Mao ile görüşmeyi de içeriyordu. Uluslararası komünist hareket içinde çok büyük tartışmalara neden olan bu görüşme arkada kalan yaklaşık 46 yıllık süreç içinde önemini hiçbir zaman yitirmedi. Kimi zaman yok sayıldı, kimi zaman tabulaştırıldı, kimi zaman da dogmatik bir tavırla “Mao yapmışsa zaten doğrudur.” türünden bir peşin kabulle sorgusuz sualsiz kabul edildi. Bir gerçek var ki, küçük bir azınlığın umutsuz gözüken çabası dışında doğru ve proleter devrimci bir çizgide yeterince tartışılmadı.

Nixon gezisi hangi bağlamda, hangi tarihsel gelişmeler esnasında gündeme geldi? Bu soruya verilecek nesnel yanıt, fotoğrafı daha detaylı görmeyi kolaylaştıracaktır. En azından geleceğe yönelik bir izdüşümün nüvelerini belirgin şekilde ortaya koyacaktır.

Mao Zedung ile Richard Nixon arasındaki görüşmenin salt bir diplomatik görüşme olarak elbette bir önemi yok. Ancak tarafların temsil ettiği düşünce akımlarının ve bu akımların belirlediği kitlelerin kıyasıya savaşında oldukça ciddi bir anlamı var. Konuya salt teknik ve anlık faydacı-pragmatik açıdan bakıldığında bir önemsizleştirme durumu öne çıkarken, temsil ve sınıf savaşımı gözüyle bakıldığında pek çok soru işareti belirmektedir. Bu soru işaretlerinin ne yönde yanıtlarla giderileceği ise sonraki tarihsel kesitin görevi olacaktır.

Görüşme Sürecinde Çin’deki Durum

Ünlü Mao-Nixon görüşmesi, Çin’de Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin devrimci enerjisini kısmen yitirmeye başladığı bir dönemin başında sahneye çıkar. Bir bakıma yeni bir dönemin ilk ancak güçlü ve belirleyici bir perdesidir. Çin’de o evre tek gündem, bir anda büyük bir Konfüçyüsçü olduğu keşfedilen, resmi söylemlere bakılırsa dinamitlerle başkan Mao’nun trenini patlatmaya ajanlar gönderen gizli bir şebekenin başı, Kültür Devrimi’nin en önemli teorisyen ve eylem adamlarından, Mao’dan sonraki devlet ve ordu hiyerarşisinde o dönem ikinci kişi olan ve Mao’nun ardılı olarak düşünülen Mareşal Lin Biao’nun tasfiye sonrası eleştirisidir. Bu tasfiye (tutarsız uçak kazası senaryosundan başka bir dosyamızda bahsetmiştik) sonrasında BPKD’nin yumruğu “Liu Shaoqi ve Deng Xiaopingçi sağcı kapitalist yolculardan”  “Görünürde sıkı solcu ama öz olarak kapitalist, Lin Biacoulara” yönelecektir. Gizli kapitalistlerin “sol söylemler” arkasında kirli işler çevirdiği, amaçlarının Sovyetçi modern revizyonizme ülkeyi teslim etmek olduğu sabahtan akşama kadar kitlelere aktarılacak ve bu yönde bir farkındalık yaratma çabasına istikrar kazandırılmaya çalışılacaktır. Özetle bir tercih gündemdedir.

Büyük İleri Atılım döneminin hemen ardından başlayan Sosyalist Eğitim Hareketi’nden itibaren düşünecek olursak yaklaşık olarak 1963-1971 arasındaki dönem, “liberalizme ve kapitalist yolculara” yönelik kitlelere (özellikle gençlere ve işçi sınıfına) dayalı sistematik bir sınıf savaşı dönemidir. Büyük kazanımların ve pek çok yaratıcı tecrübenin teorik ve pratik açıdan açığa çıktığı bu en verimli dönemin ardından, düşmanın çeşitli bozguncu ve komünist parti ve devlete yönelik örtük saldırılarına da bağlı olarak mücadele biçim değiştirecek ve adım adım yapıyı elden kaçırmama, koruma-kollama dürtüleri ile daha muhafazakar bir çizgiye kayacaktır. (BPKD’nin 1966-1971 yılları arasında, sosyalizm döneminde devlet sorunsalına pratikte getirdiği yanıtlar ayrı bir inceleme alanıdır ve oldukça önemlidir.)

Mao-Nixon görüşmesi işte bu yukarıda bahsettiğimiz kırılma anının yani Kültür Devrimi’nin yeni döneminin hemen başında gündeme gelir. ABD açısından da o evre işler hiç de iyi gitmemektedir. Nixon ve ABD emperyalistleri ulusal kurtuluş savaşlarının kuvvetli direnci ve sosyalizme yönelen ülkelerin devrimci dinamizmi ile o günlerde oldukça zor durumdadır. Ayrıca dünyayı saran, Fransa’dan Türkiye’ye, Pekin’den ABD’ye uzanan 68’in devrimci ve özgürleştirici rüzgarının etkisi halen günceldir. Nixon’un kendi ülkesinde ve dünyada prestiji sarsılmış, Watergate Skandalı ile meşruluğunu yitirmiş, özellikle Washington başta olmak üzere ülkenin hemen her büyük şehrinde şiddetli şekilde kendini gösteren Vietnam Savaşı karşıtı protestolarla adeta dünyanın en istenmeyen ve nefret edilen kişisi olarak imlenmiştir.

Tekelci kapitalistlerinin bu yaldızları dağılmış kuklasının, dünyanın ezilen halklarının ve modern revizyonizme ve tekelci kapitalizme meydan okuyan emekçi kitlelerinin ideolojik önderi konumundaki başkan Mao Zedung ile görüşmesinin zemini bir sene önce Henry Kissinger gibi ABD emperyalizminin bir numaralı stratejistlerinden birinin Çin başbakanı Zhou Enlai ile ilk kez diplomatik görüşme yapması ile temellendirilmiştir. 15 Temmuz 1971’de “Nixon gelecek sene Çin’e gidecek” şeklinde duyurular yapılmaya başlandığında yalnız ABD halkı değil, zaten parçalı durumda olan uluslararası komünist hareket de büyük bir şaşkınlık yaşayacaktır.

Mao’nun Nixon ile görüşmesinin esas nedeni, hem yukarıda bahsettiğimiz iç sebepler, yani komünistlerin devlet ve parti otoritesinin ciddi olarak sallantıda olması ve ülkenin içten çeşitli Sovyet gizli ajanları ile karıştırılmaya başlanması, hem de Sovyet revizyonistleri ile balıkçıların vurulması ile sonuçlanan küçük çaplı da olsa silahlı çatışmalar, Moğolistan bölgesi sınır sorunları ve karşılıklı restleşmelerin ileri düzeyde yoğunlaşmasıdır. Özetle hem sistemsel, hem de yakıcı ulusal kaygılardır. Bu görünen fenomenlere rağmen ÇKP önderliği içinde etkin konumlarını kaybetmeyen Zhou Enlai başta olmak üzere merkezcilerin ve sağa yönelik unsurların asıl tehdidi Sovyetler Birliği olarak görmesinin ve bu yönde bir stratejik düzlem belirlemesinin görüşme sürecinde belirleyici etkisi bulunmaktadır. Bu vurgu her şeye tek kalemde Mao’nun karar vermediğini, özellikle BPKD sürecinde Mao’nun kısıtlılıklardan ötürü çoğu zaman olayları kendisine aktarıldığı kadarı ile ele alıp analiz ettiğini anlamak açısından gereklidir.

Nixon ile başkent Pekin’de yapılan görüşmeler sürecinde Mao oldukça yorgun ve ilerlemiş ALS hastalığından ötürü huzursuz olarak sahnededir. Oksijen tüplerinin gazetecilerden kaçırıldığı ve ünlü kitaplı resimde saklandığı görüşmenin tanıkları tarafından aktarılmıştır. Tüm bunlar bir yana asıl önemli ve garip olan görüşme için ÇKP heyetinin fazlası ile hazırlık yapmasıdır. Kardeş komünist partiler ve ülkelerin liderleri için pek de gösterilmeyen bu abartılı hazırlık ve coşkunun yönü Marksizm-Leninizm ile değil genel olarak Çin pragmatik felsefesi içinde anlam kazanmaktadır.

Arnavut Marksist Enver Hoxha, bu görüşmelere ilişkin yaşanan tüm süreçleri en ince detayına kadar “Çin Üzerine Düşünceler” isimli iki ciltlik siyasi günlüğünde çok açık şekilde kaleme almıştır. Yapılan hazırlıklardaki abartı kendini; Kültür Devrimi’nin ABD emperyalizmini eleştiren öğrenci dazubaolarını hızla Pekin sokaklarından temizlenmesi, dükkanlar ve marketlere renkli ürünler konması, sokakların günlerce hummalı bir şekilde temizlenmesi, karşılama komitesi için özel eğitimler yapılması, abartılı çiçekler, Nixon ve heyeti için her çeşit yemeğin pişirildiği restoran otel organizasyonları, karşılıklı espiriler, kırk yıllık dost tarzındaki abartılı ifadeler vb. şeklinde gösterecektir. Tüm bu detaylar sadece Enver Hoxha’nın değil, uluslararası komünist hareketin ve özellikle her iki süper güce karşı kararlılıkla mücadele eden Marksist-Leninistlerin midesini bulandırmaya yeter. Proleter devrimci bir komünist olmanın her yönden gelen saldırılar karşısında belki de en zor olduğu günlerdir bunlar…

Görüşme sonrasındaki yıl, David Rockefeller gibi karanlık bir şahsın da ayrıca Pekin’e gelerek mali istişarelere başlaması, aslında Çin’in değişen politikasının kaçınılmaz mantıki sonuçları olarak görülebilir. Anti-revizyonist saflardaki uluslararası komünist hareketin yoğun hayal kırıklığına rağmen Çin aldığından memnun gibidir. Diğer yanda ise evdeki hesap çarşıya pek uymaz. Nixon’ın dünya barışına destek veren demokratik lider havaları, Mao Zedung ile tarihi görüşmesine rağmen pek bir şey ifade etmemiş, ABD hakim sınıfları yönetim makinelerini yenilemeyi daha işlevsel bulmuş ve kendisi kısa sürede sepetlenmiştir.

Hataların Analizi ve Kesintisiz Devrimci Çizgi

Bütün büyük devrimcilerin büyük yada küçük çeşitli hataları olmuştur. Teorik, örgütsel, stratejik, bazen de taktiksel… Hatalar kaçınılmazdır. Ama yararlıdır da. Hatasız kusursuz bir kişi idealize etmek metafiziktir. Lenin, Stalin, Mao, Rosa Luxemburg veya Pol Pot… Bütün büyük devrimciler hataları ile vardır. Hatalarını belirtmek veya sınırlılıklarını keşfetmek onlara halel getirmez. Aksine devrimci teorinin geliştirilmesi için gerekli olan cevherleri verir. Mesele doğrular kadar hataların da ortaya serilmesi, analiz edilmesi ve hangi bağlamda ortaya çıktığının tespit edilmesidir ve en önemlisi düzeltmek için doğru bir özeleştiri yapmak ve yeniden uygulamaya geçmektir. Hataları yaratan koşullar nelerdir? Öznenin yorumlamaya ve değiştirmeye çalıştığı nesnesi ile ilişkisi nasıldır?

Mao Zedung gibi yaşamı boyunca, proleter devrimci sınıf mücadelesi çizgisini her alanda ön planda tutmuş, bu uğurda her tür kavgayı her tekil dönemde göze almış bir kişinin ikircikli bir tavır ile ABD emperyalizmine yanaşmayı ve devrim gemisinin halatını bu limana bağlamaya karar verdiğini düşünmek de şüphesiz gerçekçi ve doğru değildir, aceleci bir yargıdır. Görüşme sürecini büyük bir ciddiyet ve devrimci tavır ile masaya yatırıp, korkusuzca analizine girişen ve sert bir şekilde eleştiren aynı Enver Hoxha, ne yazık ki bu bağlamda eleştirinin yönünü kontrol edememiş ve Mao Zedung’u görüşme sürecindeki bağlamından kopartarak kendisini ve çağımızın Marksizm-Leninizm’i olan Maoizm’i hak etmediği şekilde suçlayan bir tarza yönelmiştir. Ancak yine de, dönemin tüm sıcaklığına ve belirsizliğine rağmen Enver Hoxha’nın uyarılarının pek çoğu zamanını aşarak bugünün Çin’in gerçekçi bir tahlilini içermiştir. Çin gibi emperyalizm ile flört eden revizyonist bir ülkenin kaçınılmaz sonuçlarının gerçekçi öngörüsü, kendisini analiz yeteneği yüksek bir Marksist düşünce adamı olarak devrimler tarihine yazdırmıştır.

Tüm bu ideolojik tartışmalar, saflaşmalar, kopmalar ve yeniden birleşmeler sürecinde Mao-Nixon görüşmesi uluslararası komünist hareket içinde bir çeşit tabu, anımsanmamak istenen leke olarak kollektif belleklerde yerini almıştır, ki belirttiğimiz gibi bu eğilim sağlıklı değildir. O bellek esas olarak devrimci saflarda devrimci şekilde çözümlenmemiş sorunların, tekelci kapitalistlerin argümanları ile çözümlenmesinden üretilmiştir. Proleter devrimcilerin korkusuzca ele alıp yeniden ve derinlikli olarak analiz etmesi gereken türden bir görevdir… Benzer ya da değil, her olayın doğası gereği tikelliği ve belirsizliğine yönelik indirgemeci bir “ne yapılmasından” ziyade, esas olarak “ne yapılmaması” gerektiğini devrim tarihinden kavrayabilmişsek ortada bir ilerleme var demektir.

Detaylı olarak ilerleyen sayılarımızda ele alacağımız dosyamızı toparlayalım.

Richard Nixon veya herhangi bir emperyalist devlet temsilcisi ile devrimci sosyalist bir ülkenin liderinin veya önderliğinin, emperyalizm çağında karşılıklı diplomatik temasta bulunması zorunluluklar temelinde gündeme gelebilir, ileride de şu an için öngörülmesi imkansız yeni bağlamlarda gündeme gelebilecektir. Ancak bu demek değildir ki, durumdan vazife çıkartarak süreç stratejik düzlemlere çekilsin…

ÇKP önderliği iki bloklu dünya sürecinde yaşadıkları sıkışmışlık durumunu stratejik hamlelerle aşmaya çalışmış ancak bu doğru bir tarzı getirememiş, kaçınılmaz olarak tutarsızlıklar ve savrulmalar gündeme gelmiş, uluslararası komünist hareketin güncel öncelikleri unutulmuş veya ötelenmiştir.

Emperyalizm ve proleter devrimler çağındayız. Emperyalizmin rasyonel tek alternatifi sosyalizmdir. Emperyalist güçlere karşı her şeyden önce izlenecek tavır durmaksızın mücadele, ulusal ve uluslararası emekçi sınıflara dayanarak her zaman emperyalizmin eli kanlı gerçeğini sergileme ve tekelci kapitalist üretim ilişkilerine taviz vermeden bu ülkeleri yalnızlaştırma, emperyalist ülkenin sistemle en derin çelişkisi bulunan, en ezilen kesimleri ile birlikte hareket etmek ve emperyalist devletin-yönetici kliğinin yaşam süreci meşrulaştırılmadan en kısa zamanda dağılmasını sağlamak temelinde olmalıdır.

Dün olduğu gibi bugün de Marksizm-Leninizm-Maoizm’in en önemli görevlerinden biri budur.

Kuram Dergisi

Diyalektik materyalist bir perspektifle, bilimsel sosyalist teorinin sınıf mücadelelerine uygulanması ve derinleştirilmesi doğrultusunda yayın çizgisini sürdüren Kuram Dergisi 2 ayda bir yayında!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest