Nepal Devriminde Revizyonizm Tecrübesi

Mohan Baidya ve Yeniden Devrim başlıklı dosyamızda Nepal’de güncel devrimci mücadelenin seyrine ana hatları ile mercek tutmuştuk. Nepal devriminde özellikle 2008’e uzanan ve sonrası yıllarda kronikleşen revizyonizm rüzgarının tarihi tecrübesi, Prachanda-Bhattarai’ın proleter devrimci tezleri bırakarak tamamen kapitalist sisteme entegre revizyonist tezlere sarılmaları uluslararası komünist hareket içinde Karl Marx ve Friedrich Engels’in ilk kez başlattığı büyük devrimci polemik ve mücadelelerden asla bağımsız düşünülemez. Aksine bu devrimci hattın ve ideolojik sınıf mücadelesinin 2010’lara uzanan güncel seyri içindeki bir ölçeği olarak görülmelidir.

Uluslararası komünist hareket içinde işçi sınıfı ideolojisini çarpıtan, devrimi ve devrimin eylem kılavuzunu bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde kapitalist üretim ilişkilerine eklemleyen veya bu ilişkilerin serpilip gelişmesine onay veren pek çok ekonomik, felsefi ve örgütsel sapma olmuştur. Karl Kautskykilerin ve Eduard Bernsteinlerin 1900’lerin başında çevrelerine baktıklıkları her yerde yegane gelişme potansiyeli olarak sanayi tipi kapitalizmden başka bir şey görememeleri ve bunu göremedikleri dünyanın karanlık bölgelerine kapitalizme eklemlenme dersleri vermelerinden, proleter devrimler çağının ilk sosyalizm pratiği olan SSCB’de ortaya çıkan Buharincilik, Bogdanovculuk, Troçkizm gibi örgütsel ve felsefi sapmalara, Stalin’in ölümü ardından bir anda iktidarı gasp eden Kruşçevlerin ve kendisine bağlı doğu Avrupa ülkeleri temelli modern revizyonizm ve tekelci devlet bürokratizminden, Mao Zedung’un hayatı boyunca durmaksızın savaştığı liberalizmin temsilcileri Liu Shaoqiler, Deng Xiaopinglerden dogmatizmin ve komploculuğun temsilcileri Vang Lilere, Qi Benyulara…

Çin Halk Cumhuriyeti’nde 1976’da yaşanan, daha doğrusu bir süredir hazırlığı yapılan karşı devrimin ardından ve özellikle 1979 yılında Kızıl Kmerler önderliğindeki Demokratik Kampuçya’nın Sovyet sosyal-emperyalistleri tarafından işgali ile büyük bir yenilgi alan ve geri çekilmek durumunda kalan halk savaşı pratikleri aslında 60 ve 70’li yıllardaki esas akım özelliği yitirmiş gözükse de mücadelesini hiç bitirmedi. Yoksul köylü ve topraksızlara dayanan Gonzalo liderliğindeki Peru Komünist Partisi (CPP) veya bilinen ismi ile “Aydınlık Yol” hareketi 1980’ler boyunca halk savaşı ve Marksizm-Leninizm-Maoizm’in emperyalizme ve revizyonizme karşı mücadelesinde dünyanın yoksullarına umut oldu. Ardından 1990’larda büyük bir ivme kazanan Nepal’deki devrimci süreç gündeme geldi. 1969’lardan itibaren kesintisiz bir şekilde devrimci mücadelesini sürdüren Filipinler Komünist Partisi ve silahlı kuvveti Yeni Demokratik Ordu bir diğer önemli mücadele tecrübesiydi. Yoğun kitle desteğine ve mülksüzlerin aktif katılımına dayanan bu organizasyonlar arasında Hindistan Komünüst Partisi – ML (Naxalite) şimdiki adıyla HKP-Maoist’in de tarihi tecrübesini ve aktif rolünü es geçmemek gerekir. Sri Lanka, Afganistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerde de desteklenen halk savaşı stratejisi ve bu stratejinin oluşumları çeşitli kesintiler, ayrışmalar ve yeniden oluşumlar gibi aşamalardan geçerek günümüze dek varlığını korumaktadır.

1984 yılında dünyada estirilen Deng Xiaoping ve Mihail Gorbaçov revizyonistlerinin komünist hareketi tekelci kapitalist sisteme entegre etme çabalarına rağmen bu devrimci hareketler yeni bir komünist enternasyonal şemsiyesi altında Devrimci Enternasyonalist Hareket (RIM) olarak uluslararası ölçekte birleşmişlerdi. “A World to Win” “Kazanılacak Dünya” dergisi anti-emperyalist, anti-revizyonist mücadelenin uluslararası yayın organıydı. Bu tarihsel tecrübeler 2010’lara gelindiğinde revizyonizmin hortlaması ile sekteye uğrayacaktı.

Peru ve Nepal’deki Revizyonizm

Yakın tarihteki halk savaşı deneyimindeki en önemli yenilgi, Gonzalo liderliğindeki Peru Komünist Partisi (CPP) tarafından geldi. Devrimde ciddi ilerlemeler kaydetmiş olmasına rağmen, Aydınlık Yol hareketi başarısını bir üst aşamaya taşımayı başaramadı. Gonzalo’nun siyasi yaklaşımları ve stratejik/taktiksel süreçlerdeki çelişkili tutumları harekete zarar verdi. Gonzalo’lun tutsaklık koşulları altında ortaya atılan devrim ve halk savaşıyla ilgili değerlendirmeler Marksizm-Leninizm-Maoizm’in temel prensiplerinden uzaklaşmaya işaret ediyor. Aynı durum Nepal’deki devrimci süreçte de yaşandı. Daha da önemlisi, benzer tehlikeler uluslararası komünist hareket içinde Marksist-Leninist-Maoist ideolojiyi uygulama bağlamında da kaçınılmaz olarak ciddi olumsuz sonuçlara yol açtı.

Bir eylem kılavuzu olarak, Marksist ideoloji önce bir mantık yöntemi ve bir felsefe olarak doğru anlaşılmalıdır. Ancak bu kavrayışa dayanarak, sınıf mücadelesinin somut analizleri için uygulanabilir ve siyasi alana aktarılabilir. Gerçek, doğrudan somut gerçeklerden türetilmelidir; ancak bunu başarmak için uygun yöntem ve bilgi gereklidir. Diyalektiğin materyalist karakteri, ekonomik, sosyal ve siyasal yasaların doğru anlayışına göre biçimlendirilir. Marksizm asla bir dogma yığını veya iddia edildiği gibi büyük anlatı değildir. Dünyayı nesnel olarak analiz etme ve tarihin diyalektiğini anlama ve hem üst yapıda hem de altyapıdaki, üretici güçlerdeki ve üretim ilişkilerindeki devrimin bilimidir. Nepal’deki devrimci süreç bu temel doğruları hızla revize etmesi ve terketmesi ile evrilmiştir.

Bilindiği gibi 2006’da monarşist gerici güçler ile devrimci güçler arasında Nepal’de başlayan barış sürecinde ülkenin yaklaşık yüzde 80’i devrimci güçlerin kontrolündeydi. 1974’lerden o yana sürdürülen halk savaşı stratejisinin özellikle 2000’lerin başı ile üst stratejik aşamaya geçmesi ile emperyalizmin işbirlikçisi gerici güçler büyük bir yenilgi yaşamışlardı. Başkent Katmandu doğrudan kuşatılmıştı. Bu aşamadan sonra hareketin lideri Prachanda,  karşı-devrimin barışa çağrılarına kentte yeterli birikimin bulunmamasını ve emperyalist ve yayılmacı güçlerin (Hint devleti) müdahale ihtimaline dikkat çekerek olumlu yanıt verdi. Yeni demokratik devrimi parlamentodaki seçim süreci yoluyla elde etmeyi alternatifi bir yol olarak kabul etti.

Uzun yılları bulan silahlı devrimci halk savaşı stratejisinin vardığı nokta revizyonist bir parlamentarizm olarak sabitlendi. Yeni demokratik devrimin görevleri hızla askıya alındı. Devlet başkanı olarak belirlenen lider kadrolardan Bhattarai aslında Kruşçevlerin sınıf mücadelesini tamamen yadsıyan revizyonist “barışçıl geçiş” tezlerini “demokratik cumhuriyet” adı altında bir süredir dile getirmekteydi.

“Bölgesel devrim” kavramı, “ulusal cephe” nin mutlaklığını karşı-devrimci sınıflarla işbirliği olarak formüle etme çabaları, bu vakıf üzerinde kendine üreme alanını buluyor: Bu temel üzerine kurulan, emperyalizmden kopuk bir devrimci sınıf fenomeni ve klikler arasındaki perdelemedeki kaldıraç işlevselliğine indirgenmiş bir devrim anlayışı Gonzalo’dan sonra Prachanda ve arkadaşlarının yenilgi ve çıkmazın gidişatına girdikleri aşamada boyun eğmelerine bir çeşit kılıf olmuştur. Devrimci halk ordusunun silahlarını teslim etmeyi kabul etmesinin bahanesi de bir süre sonra Prachanda’nın ileri sürdüğü “zaten devrimci süreçte bizim yöneticiğimiz bir ülke ordusu olmayacak mı?” denerek geçiştirilmesi ve bu ordu kurulmadan teslimiyet sürecine girilmesi sapılan yolu ve örtük amaçları ortaya koymaktadır.

Halk ordusunun tasfiyesi ve kızıl üs bölgelerinin dağıtılması Nepal devrimini son 8 yıllık süreçte tamamen parlamentarist/kapitalist siyasete hapsetmiş ve devrimci içeriğinden kopartarak mecliste burjuva demokrasi oyunları içinde debelenmeye götürmüştür.

Nepal Birleşik Komünist Partisi – Maoist, Nepal devrimine uzun yıllardır büyük hizmetler sunmuş ve ilerletmiştir. Ancak ülkenin %80’inin kurtarıldığı bir bağlamda, Hindistan-Çin devlet güçleri arasındaki siyasetlerin malzemesi olarak sabitlenmeleri büyük bir revizyonizm örneğidir. Süreç belirttiğimiz gibi Kruşçevlerin, Deng Xiaopinglerin modern versiyonundan başka türlü değildir. Bir kez daha devrim yenilmiştir. Ancak proleter devrimci güçlerin cephanesinde Büyük Proleter Kültür Devrimi pratiği ve tarihsel tecrübesi bulunmaktadır. İktidara geldiğinde veya gelmeden gericileşen ve sınıf mücadelesini yadsıyan revizyonist şahıslara, odaklara ve partilere karşı bir kez daha devrim yapılmalıdır. Devrimci süreçler kesintisiz şekilde devam etmelidir.

Nepal’de bu revizyonist çizgiye, Prachanda-Bhattaraiların burjuva parlamentarist çizgisine karşı devrimci mücadele bayrağını şu an 2012’de hareketten ayrışan Nepal Komünist Partisi Devrimci Maoist ve hareketin genel sekreteri Mohan Baidya taşımaktadır.

Ahmet Erdoğan

Dilbilim, Jeoloji, Leninizm ve Edebiyat alanlarında araştırmaları bulunmaktadır. Kuram Dergisi emekçi sınıflar ve üçüncü dünya kategorisini düzenlemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest