Kralların Sıvacıları

Kendini solcu olarak tanımlayan, icazetini emekçi sınıflardan, ezilen halklardan, devinen ve gelişen maddeden özetle gerçeklerden değil de dayandığı yönetici sınıftan, bu sınıfların kendine içkin gündemlerinden alan aydın modelleri ülkemizde çok yaygın durumdadır. “Bağımsız aydın” olmadığını, sınıfın aydını olduğunu her fırsatta vurgulamaya çalışan ve bundan gurur duyan böyle aydınların temel misyonu içinde hapsoldukları biçimsel duvarların sıvacılığını yapmaktır. Sıvacılıktır evet. Keza sahip çıkılmaya çalışılan duvarlar eskimekte, parça parça dökülmektedir. Harç malzemesi kuvvetli olmalıdır ki duvar sağlam gözüksün.

Sıvacı aydının en önemli rolü verilen işi zamanında yerine getirmek ve ev sahibini yani kralını korumaktır. Krallar kalın ve güçlü duvarlarla korunmalıdır. Şatolarında halk adına “en doğru” “en devrimci” kararları alan kral ve soylular, halkın öfkesini yönetmenin cinliklerini düşünmekle geçirirler günlerini. Krallar doğası gereği tembeldir. Üretimden kopuktur. Ayrıca kral olmasından kaynaklı olarak krallığını göstermesi gerekir yani yönetmesi, işini yaptırması gerekir. Bu açıdan çeşit çeşit sıvacılar gerekir.

Sıvacı aydınlar hem solcu hem de sağcı olabilirler. Ortak özellikleri krallarını korurken kendini gerçekleştirmeye çalışmalarıdır. Çünkü kendilik organiktir, hareketlidir ve her seferinde gerekli takviyelerle belirlenmesi gerekir. Kendi varoluşu kralının saadetinden geçtiği için her bir emeğinde, kralına ama örtülü ama açıktan methiyeler düzmekte bir an olsun tereddüt etmez sıvacı aydın. Benzerini rakibi sıvacı aydın yaptığında köpürür, kendi varlığını görmezden gelerek öfkesini yansıtır. Yaşadığı derin çelişkileri bu şekilde çözüme ulaştırmaya çalışır. Ancak çelişkiler bir türlü uzlaşmaz, sıvacı boğulmaya başlar. Sıvadığı duvarların kendine ait olmadığını içten içe bilmektedir keza.

Sıvacı aydınlar duvar işleme konusunda ustalaşmışlardır ama halkın öfkesinin arttığı zamanlarda gelecek saldırılara karşı yalap şalap işler de yapabilirler. Çimento duvara o kadar hızlı sürülür ki, bir bakmışsınız her yerinden belli olmuş, vıcık vıcık aşağıya doğru akıyor…

Krallarının istediği oranda solcu olabilen bazı türleri de, mesela değil sosyalizmden, ismini zikretmekten dahi çoğunlukla tereddüte düşer. Halkın eşitlik, adalet, özgürlük ve bağımsızlık gibi taleplerini sosyalist yeni bir toplum talebi ile dile getirmesi böylelerini endişlendirir. Halk belirlenen şablonlara sığamamaktadır ve krallar tam da aksi yönde kararlar almıştır. Bu kez kralların sofrasından damıtılarak gelen kavramları, kategorileri bir bir halkın talebiymiş gibi sunmaya çalışır böyleleri. Kendi tabağındaki olmayan aşın, kendi mekanındaki olmayan çatının imgesi ile idare etmek zorunda olan emekçi ve mülksüz, sofradaki pis kokuyu da duvarlardaki yamaları da farkeder. Sıvacı aydın yemin billah eder. Vallahi de pis kokmuyor afiyetle yiyebilirsiniz, duvarlar pürüzsüz pırıl pırıl oldu. Hem ayrıca şimdi sizin taleplerinizin zamanı değil der. Talep öteleyicidir sıvacı aydının rolü. Talepleri öteledikçe sağduyu kahramanı olarak kendini halktan ayrıştırır. Halkın görüp düşünemediğini o düşünmüştür, öyle sanır kendini.

Homurtular artarsa bu kez yoksul halkın tarihsel çıkarlarını savunmuş kişilerden iki üç tane alıntı yapılır. “Bakın gördünüz mü ne laftan anlamaz kalın kafalısınız!” derler. Yapılan alıntıların sabitlendiğini, uzam zaman içinde dondurulduğunu, kraliyet sofralarından damıtılarak indirgendiğini hisseden halk sıvacıların duvarını da kralların pis kokan yemeklerini de kabul etmez. Çek elini şuradan der. Kirli ellerini hem tarihimden hem de benden çek der.

Yaşamı boyunca gerek krallara, gerek sıvacılara karşı yoksulların yanında, hareket halindeki maddenin yanında yer almış büyük düşünce ve eylem adamı Mao Zedung, Halk İçindeki Çelişmelerin Doğru Ele Alınması isimli önemli çalışmasında böylelerinin her dönemde olacağını açık şekilde görmüş ve durumlarını eksiksiz şekilde betimlemiştir. Şöyle der Mao Zedung Yoldaş:

“Dogmacılığı eleştirirken dikkatimizi aynı zamanda revizyonizmi eleştirmeye de yöneltmeliyiz! Revizyonizm ya da sağ oportünizm, dogmacılıktan da tehlikeli bir burjuva düşünce akımıdır. Revizyonistler ya da sağ oportünistler lafta Marksizmi savunur, “dogmacılara” saldırmaktan geri kalmazlar. Ancak gerçekte saldırının hedefi Marksizmin en temel ilkeleridir. Materyalizme ve diyalektiğe karşı çıkar ya da bunları çarpıtırlar. Komünist Partisi’nin önder rolüne karşı çıkar ya da bunları zayıflatırlar. Sosyalist dönüşüme ve sosyalist inşaya karşı çıkar ya da bunları zayıf düşürmeye çalışırlar”

Geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de üretim biçimi, toplumsal formasyon her ne olursa olsun, krallara ve sıvacılara karşı emekçi halkın sonsuz mücadelesi daima sürecek…

Ahmet Erdoğan

Dilbilim, Jeoloji, Leninizm ve Edebiyat alanlarında araştırmaları bulunmaktadır. Kuram Dergisi emekçi sınıflar ve üçüncü dünya kategorisini düzenlemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest