8 Mart ve Kadın Sorununun Devrimci Çözümü

Bir 8 Mart daha gelmiş bulunuyor. Her 8 Mart’ın vazgeçilmezi olan kadınlara yönelik sınıf ayrımı gözetmeksizin yapılan övgüler, lütuflar veya eylemsizliğe, programsızlığa çağrı yapan içi boş sloganlar… Ana akım medyasından gölgesindeki alternatif medyaya kadar dön dolaş aynı şeylerin slogan düzeyinde ve veri bombardımanı ile aktarıldığı bugünün önemi temelde baskının, eşitsizliğin, ayrımcılığın her türünün temel nedeni olan tekelci kapitalist üretim ilişkileri ve koruyarak işlevsel bir araç olarak kenarında tuttuğu ortaçağ gericiliği ve kültüründe saklıdır. Bu tanımlamayı en başta ve net bir şekilde yaparsak, kadın sorununun bir yönüyle doğa sorunundan, bir yönüyle hayvanların sorunlarından, bir yönüyle LGBTİ’lerin sorunlarından, bir yönüyle dil sorunundan özetle sistematik ayrımcılık ve emek sömürüsü sorunundan ayrı tutulamayacağı ortaya çıkacaktır. Bu da kadın sorununu bağlamından ve üretim ilişkilerinden kopartmadan, çok daha büyük ve problemli unsurlardan oluşan bir kümeye dahil etmek demektir ve problemli kümenin çözümünün üretim ilişkilerinin, özel mülkiyet düzeninin ve buna bağlı olarak bu ilişkilerin temsilcileri olan sınıfların ve yine buna bağlı olarak bu sınıfların temsil ettiği kültürün ve üstyapının kökten bir şekilde değiştirilmesinden geçeceğini saptamak demektir. Bu kozmetik iyileştirmeler, dönemsel pansumanlar değil, köklü bir devrim demektir.

2014 yılında yayınlanan Kadına Yönelik Şiddet Verileri bilimsel çalışması, tekelci kapitalist ve feodal ilişkilerin günümüz Türkiyesindeki kadınların durumunu yansıtması açısından önemli. Kadınlar halen yoğun şekilde ‘aile’ kurumu adı altında cinsel istismara uğruyor. Halen ekonomik, fiziksel, psikolojik ve sözel istismara uğruyor. Halen medeni durumuna göre ayrıştırılıyor. Halen cinsiyet seçimine göre ötekileştiriliyor. Halen erkeklerden daha düşük ücretlere çalıştırılıyor, halen çocukluk yaşlarından itibaren sözel ve fiziki şiddete tabi tutuluyor, halen yarısından fazlası 18 yaş altında ve zorla evlendiriliyor ve töre, adet, gelenek adı altında korkunç cinayetlere ve yaptırımlara maruz bırakılıyor.

Tüm bu sorunların tekelci kapitalist ilişkiler altında kompradorlaşmış, kollektivizmden kopmuş bireyci bir toplumda düzelmesi mümkün değildir. Hazır bir reçete yoktur ancak devrimci bir miras, önemli örnekler vardır. Dünya tarihinde yer almaktadır ve sorunun temellerini büyük oranda çözmekte başarılı olmuştur. Bu, gerçek bir sosyalizm uygulamasıyla dinamizmini hiçbir zaman kaybetmeyen kollektivist bir toplum modelidir. 1917’den 1950’lere uzanan süreçte yüzyılın ilk büyük sosyalist devrimi olan Büyük Ekim Devrimi kadın sorununa yönelik devrimci ve yaratıcı çözümler getirebilmiştir. Yine Çin Halk Cumhuriyeti’nde Mao Zedung’un ifadesi ile “göğün yarısını oluşturan” kadınlar yeni sosyalist bir toplumda her tür baskı ve sömürüden büyük oranda kurtulmayı başarmışlardır. Devrimci dinamizmlerini sürdürdükleri dönemlerde Arnavutluk, Kampuçya, Vietnam, Laos, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi yarı sömürge yarı feodal ülkelerde kadınlar baskının, ayrımcılığın her türünü yıkmış ve sosyalist bir bilinçle devrimci dönüşümün etkin özneleri olmuştur.

Mao Zedung ve Kadın Sorunu

Çin devriminin önderi ve Marksizm-Leninizm’in büyük ustası Mao Zedung, gençlik döneminde Çin’de feodal evlilik geleneklerine karşı olan gruplarla birlikte hareket etmiş ve militan faaliyetler yürütmüştür. 1919’da Bayan Chao adlı genç bir kadının intiharı hakkında bir makale yazmıştır. Bu makalesinde kadınlara yönelik baskıya isyan eden Mao: “Bayan Chao’nun kendini bulduğu koşullar şunlardı: (1) Çin toplumu; (2) Chao Changsha’daki Nanyang Caddesi’nin ailesi (3) Changsha’daki Kantzuyuan Sokağı’ndaki Wu ailesi, istemediği kocanın ailesiydi. Bu üç faktör üzerinde bir tür üçlü kafes oluşturdu.  Yaşamasına devam etmenin bir yolu kalmamıştı… Bu intihar sosyal sistemin karanlığından ötürü, kendi eşini özgür iradesi ile seçmesine izin vermeyen utanç verici evlilik sistemi yüzünden oldu. diyecektir.

Yine Mao’nun Marksizm-Leninizm ile henüz yeni tanıştığı bir evredeki çıkışı son derece önemlidir:

“Kadınlar niçin etek giymek zorundalar? Toplumumuzda kadınlara doğrudan suçlu olarak muamele yapılıyor. Erkekler saç topuzları, etekler gibi çeşitli araçlarla kadınlara işkence yapmaya devam ediyor. Kadınlara bakınca yüzlerindeki makyajların sabıka damgaları olduğunu, ellerindeki takıların kelepçeler olduklarını, kulaklarındaki küpelerin ise fiziksel cezalar olduklarını görüyoruz.”

Mao Zedung daha sonradan kızıl kitap olarak da bilinen “Seçme Sözler” çalışmasında yer alacak açıklamasında kadınların feodal patriyark ilişkiler altında ezilmesine de ayrıca dikkat çeker. Çin’de bir kişi üzerinde baskı unsuru olarak siyasi otorite, aile otoritesi ve dini otorite bulunduğunu söyler. Kadınlar da ise bu üç otorite sistemi tarafından yönetilmeye ek olarak, bir de erkeğin egemenliği (kocanın otoritesi) sürece eklenir der. Bu dört otorite – politik, aile, din erkektir. Feodal-ataerkil ideolojinin ve sistemin bütününün uygulanmasıdır bu.

Tekelci kapitalizm koşulları altında emekçi kadınlar, sermayenin baskısı altındadır, ancak buna ek olarak en demokratik burjuva cumhuriyetlerinde bile erkekten aşağı bir konumdalar, çünkü yasalar ve uygulamalar, toplumun genetiğine işlemiş ayrımcılıklar onları eşitlikten yoksun bırakmaktadır. Kadınlar ayrıca ucuz işgücü olarak aile ekonomisi mekanizması altında ezilmektedir. Bu ucuz ve çoğu zaman karşılıksız olan işgücü sürecinde ekonomik özgürlükleri olsun ya da olmasın çoğu kez çocuk bakıcılığı, temizlik işleri, yemek hazırlama gibi emek yoğun süreçlerde sistematik açıdan da sömürülmektedirler. Bu baskıyı daha da arttırmaktadır.

Büyük bir sosyalist toplum inşa etmek için, önceki ekonomik biçimlerden ve üstyapıdaki örüntülerinden kaynaklı ayrımcı ilişkileri tamamen tasfiye edebilmek için, kadınları üretken faaliyetlere katılmaya ve devrimcileştirmeye teşvik etmek gerekir. Kadın sorununun öznel gündemlerine ve yakıcı güncel problemlerine yönelik her cinsiyetten emekçi, öğrenci ve aydınının her zaman yoğun bir ilgisi olmak zorundadır. Marksizm-Leninizm’in evrensel doğrularını günlük pratiğe feda etmeden ve gerçeğe yönelik bilginin ancak devrimci pratik içinde ilerleyeceği bilinci ile somut problemlerin her seferinde gerçek bağıntıları sergilenmeli, çözüm gösterilmeli, kitleler çözüme yöneltilmelidir. Sadece cinsiyetler değil, türler arasındaki gerçek eşitlik de yalnızca toplumun bir bütün olarak sosyalist dönüşüm sürecinde gerçekleştirilebilir.

Kuram Dergisi

Diyalektik materyalist bir perspektifle, bilimsel sosyalist teorinin sınıf mücadelelerine uygulanması ve derinleştirilmesi doğrultusunda yayın çizgisini sürdüren Kuram Dergisi 2 ayda bir yayında!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest