45 Yıl Sonra Kaypakkaya ve Yöntem Üzerine

Türkiye komünist hareketinin en önemli düşünce ve eylem adamlarından İbrahim Kaypakkaya‘nın hakim sınıfların yoğun ve akıl almaz işkenceleri ardından katledilişinin 45. yılına gelmiş bulunuyoruz. Türkiye komünist hareketinin, yoldaşlarının ve emekçilerin ifadesi ile İbo’nun, her tür klişeden ve tekrar nitelikli güzellemelerden arındırılmış devrimci düşünce tarzının incelenmesi yoğunlaşan çelişmelerin etkisi altında bulunan bölgemiz, her milletten emekçi halkımız ve yeni kuşaktan komünist öncüler açısından hem nesnel bir zorunluluktur hem de devrimci bir sorumluluktur.

Kaypakkaya yoldaşın, en bilinen ve popüler kültür tarafından biraz da içi boşaltılarak öne çıkartılan özellikleri arasında 24 Ocak 1973’te Dersim-Vartinik’teki gerici devlet güçlerinin baskını sonrası ele geçirilmesi süreci gelir. Yoğun çatışmaların ve direnişin ardından gelen bu yakalanma şüphesiz oldukça trajiktir ve ders alınması gereken önemli noktalar barındırır. Yaklaşık 5 gün karlı dağlarda, aç ve bitkin bir şekilde olağanüstü bir irade ile yaşama tutunma çabası ardından gelen ihbar, yakalanma, sonsuz işkenceler ve intihar iddiası ile acımasızca katlediliş…

Kaypakkaya yoldaşın hakim sınıfları bu kadar kızdırmasının ve adeta bir hezeyan-öfke nöbeti şeklinde tek uğraşabilecekleri şeyi ile, fiziksel bütünlüğü yani bedeni ile bu kadar uğraşmasının asıl nedeni nedir? Pek çok yanıt verilebilir. Ancak en rasyonel yanıtlardan biri kendisinin kontrol edilemeyen, ele geçirilemeyen, burjuvazi için oldukça tehlikeli bulunan analitik düşünme tarzı ve komünist harekete/devrime olan adanmışlığıdır.

Bu yazının gündemi Kaypakkaya yoldaşın analitik düşünme tarzı ve kararlılıkla izlediği komünist metadoloji üzerinedir.

Düşünce ve Eylemin Esas Nesnesi: Ezilen Halklar

Emekçi sınıfların partisinin ve kadrolarının kitlelerle birlikte kitleler için yaptığı çalışma ve teorinin uygulamaya aktarım şekli ancak tutarlı ve geçerli bir metod yani yöntem varsa hedefine ulaşır.

Yöntem çalışmaları başta aydınlanma döneminin en önemli filozoflarından Descartes olmak üzere, Spinoza’dan Hegel’e, Marx’tan Lenin’e, Gramsci’den Mao’ya tüm düşünce adamları ve teorisyenlerde hayati önem taşımaktadır. Bilimsel düşünce sistemsiz yani yöntemsiz yapamaz.

Yöntemin olmaması rastgele ve zorlu, sıklıkla düzensiz çalışmaları zorunlu kılar. Bulunacak şeylerin bir kısmı geçerli ve önceden keşfedilmiş bilgiler olsa da çoğunluğu bir yöntem olmadığı için birbirinden dağınık ve kopuk gözükür. Doğru ve tutarlı bir yöntemin olması en önemli şeydir. Descartes’a göre yöntemsiz bir çalışma olacağına gerçek üzerinde hiç çalışılmaması daha iyidir. Yöntemin bilimsel olması ve geçerliliği, iç tutarlılığı yeterli değildir, aynı zamanda uygulanabilir ve geliştirilebilir olması gerekir.

Kaypakkaya yoldaşın dünyayı ve fenomenleri değiştirme yöntemi, emekçilerin ve ezilen halkların biricik bilimi, yol göstericisi Marksizm-Leninizm’dir. Dolayısıyla parçası olduğu ve toplumsal ilişkiler örüntüsü içinde belirlendiği bir özne olarak kendini de değiştirme yöntemidir Marksizm-Leninizm. Öldüğünde henüz 25 yaşındadır. 25 yıllık yaşantısında, ancak 1973 yılına kadar ortaya çıkan teorik/pratik meseleler ve devrimci mücadeleler tarihinden damıtılmış bilgilere sahip olabilmiştir. Bu kısa zamana çok önemli ve sonradan yapılanma evresi olarak daha da berrak şekilde görülebilecek düşünceler yerleştirmeyi başarabilmiştir. Bu yerleşimler; doğrudan komünist hareket içindeki revizyonist sapmalara karşı mücadele ve ezilen halkların ve emekçilerin içinde yapılan bilimsel saha çalışmaları ile mümkün hale gelmiştir. Kaypakkaya yoldaş özetle tutarlı ve kararlı şekilde bilimsel bir metodolojik hattı benimsemiştir.

Kaypakkaya yoldaşın seçme yazıları incelendiğinde ilk dikkat çekici şeyin, toplumun-mevcut üretim ilişkilerinin Marksist-Leninist sınıfsal analize göre analiz edilmesine gösterdiği özen olduğu görülür. Henüz Şafak hareketi içinde bir kadroyken Ekim 1971’deki “Kürecik Bölge Raporu” ile gerçeği olgularda aramanın zorunluluğunu, ancak sınıfsal metadoloji ile araştırma nesnesine yönelik bilginin geliştirilebileceği gerçeğini ortaya koymuştur. Bu çalışma Mao Zedung’un Mart 1927’de yazdığı “Hunan’daki Köylü Hareketine İlişkin Bir Araştırma Üzerine Rapor” başlıklı ilk yazılarından biri ile hem yöntemsel hem de biçimsel açıdan karşılaştırıldığında metadolojinin şekillenmesindeki referans noktaları açık şekilde anlaşılacaktır.

Kaypakkaya yoldaş, bilimsel analizlerden ve sınıf mücadelesinden damıtılan sonuçların her tür manipülasyondan, niyetten ve a priori bilgiden bağımsız şekilde, korkusuzca ve açık şekilde belirtilmesi ve kurulacak devrimci strateji/taktiklerin ancak bu bağlamda yapılandırılmasına özen göstermiş materyalist bir düşünce adamıdır. Kısa yaşamındaki en verimli analizleri 1970-1973 evreleri arasında gerçekleştirir. Şafak revizyonizmi ile hesaplaştığı temel noktalar örgütsel gündemler dışında, bilindiği gibi Anadolu coğrafyasında – Türkiye topraklarındaki devrimci dinamikler ve sosyalist topluma giden yolda bu dinamiklerin yönü ve nasıl ele alınacağı meseleleridir. Bu meselelerde; Kaypakkaya yoldaşın düşünce ve pratiğinin esas nesnesini, yani üzerinde çalışma yaptığı, dönüşerek dönüştürdüğü temel belirleyici unsuru hareket halinde olan ezilen halklar ve emekçiler oluşturur. Marksizm-Leninizm’i işe yaramaz betimleyici soyut tahlillerden ve gevezeliklerden ayıran da tam olarak bu temel unsudur. Ezilen halkların ve emekçi sınıfların iktidar olacağı yeni bir toplumsal formasyona geçişin bilimsel yasaları ve bu yasalara uygun pratik meselesi… Kaypakkaya yoldaşın çalışmalarında yoğunlaştığı ve titizlikle ayrıştırdığı meselelerde belirleyici yönün bu temel yön olduğu unutulmamalıdır.

Kaypakkaya yoldaş bir bakıma bulunduğu dönemin Galileo Galileisidir. Yalnızca “dünya dönüyor!” dediği için değil, dünyanın döndüğünü bilerek bunu ısrarla söylemekten çekinenlerle de yalnız kalma uğruna arasına mesafe koymasından ötürü böyledir. Bilinen yapılmalıdır. Yapılmayan bilmenin hiçbir değeri yoktur ve işlevsizdir. Kaypakkaya yoldaş metodun geliştirilmesi ve uygulanmasına titizlikle bağlı olduğu için her tür pragmatizmden ve revizyonist eğilimden nefret eder. İçinde bulunduğu hareketin tesadüfen ve geçici/göreceli olarak revizyonizme sürüklenmediğini açık şekilde belirtir. Bu konu üzerine araştırmaları seçme yazılarının önemli bir hacmini kapsar. Hem revizyonizm ve bilimsel bilginin eğip bükülmesi ile savaşır hem de bu dinamiklerin tarihsel köklerini sergiler. Böylece Mustafa Suphilerden gelen modern Türkiye komünist hareketinin yapısal problemlerine mercek tutar. Bu yapısal problemlerin en yoğunlaştığı evrelerden biridir 1970-1973 yılları arası. Yaşamının hem en üretken dönemi hem de kısa ve son dönemi…

Yıkılan Tabular ve Marksist-Leninist Tavır

Kaypakkaya yoldaş adeta her yerden her yönden gelen saldırılar karşısında kılıcını çekmiş cesur bir savaşçı gibi mücadelesini sürdürür. Kılıcına güvenmektedir. Bu kılıç komünist metadoloji ve gerçeğe bağlı kalmaktır. Kürtlerin yaşadığı sistematik sömürü, Kaypakkaya yoldaş için hakim sınıflar karşısında önemli bir mücadele alanıdır ve Türkiye sosyalist hareketinin devrimci ve doğru şekilde ele alması gereken bir dinamiktir.

Kaypakkaya yoldaş seçme yazılarında bugün dahi çoğunlukla ihlal edilen temel bir noktayı açık şekilde belirtir. Bilimsel metadolojiye ve öğretiye bağlı kalarak şimdiye uzanan tüm bir uzam için geçerli olan şu önemli açıklamaları yapar:

“Eğer proletarya ezilen ulus milliyetçiliğinin demokratik özünü, yani “ilerici” yanını desteklerken, aşırı davranışlara girerse, bilinsin ki bu noktadan sonra milliyetçiliği güçlendiren yola sapmıştır. Dolayısıyla proletarya aşırı davranışlardan kaçınmak zorundadır.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, syf:46, Umut Yayıncılık, Nisan 2004)

Kaypakkaya yoldaş bu açıklaması ile, Marksist-Leninistlerin, ezilen uluslar meselesini nasıl ele alması gerektiğini belirtir, kaş yapayım derken göz çıkartılması tehlikesine vurgu yapar ve ne türden olursa olsun herhangi bir milliyetçiliğe düşülmemesi gerektiğini keskin bir şekilde belirtir. Taktikler amaçlaştırılmamalı, her somut koşulda genel strateji ve bilimsel öğretiye bağlı kalınmalıdır.

Şöyle devam eder:

“Ne sınıf bakış açısı terk edilip kızıl bayrak elden düşürülmelidir ne de Kürt ulusal burjuva hareketinin demokratik muhtevasını desteklememek gibi bir yolda yürünmelidir. Leninist hat budur.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, syf:46, Umut Yayıncılık, Nisan 2004)

Kaypakkaya yoldaşın Türkiye sosyalist hareketine ve düşünce dünyasına kazandırdığı en önemli katkılardan biri de, henüz içinde bulunduğu Şafak revizyonizmi içinde iken açık şekilde farkına vardığı ve gerek proleter öncüleri gerekse kitleleri hakim sınıflarla uzlaşıya kolaylıkla götüren Kemalizm’in sınıfsal karakterinin ve gelişiminin tahlili meselesidir. Seçme yazılarının yine bu konuya ayrılmış detaylı bölümleri, döneminin oldukça ilerisinde öncü bazı saptamaları içerir. İşçi sınıfının ideolojisini ve partisini hakim sınıflara teslim edecek, devrimi yozlaştıracak her tür anlayış ile ayrım noktalarını belirginleştirir. Bu noktada Josef Stalin ve Şnurov’un analizlerinden detaylı şekilde yararlanan Kaypakkaya yoldaş, Kemalizm’in öne çıkartılan ve kendine içkin atfettiği “bağımsızlık” ve “anti-emperyalizm” anlatısının ne ölçüde burjuvazinin sınıf diktatörlüğünü geliştirdiğini ne ölçüde emekçi sınıfların sosyalist toplum ufkuna yardımcı olduğunu olgular ile serimler.

“Şnurov yoldaş Türk burjuvalarının devrimci olmadıkları halde Milli Kurtuluş Savaşı’na katılmak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Geri ülkelerde komprador olmayan burjuvazi, yani milli burjuvazi, bilindiği gibi sınırlı da olsa, devrimci bir nitelik taşır. Devrimci olmayan sınıf, emperyalizm ile menfaat birliği halinde olan komprador burjuvazidir.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, syf:190, Umut Yayıncılık, Nisan 2004)

Niyetlerden ve zorlamalardan bağımsız, sınıfların gerçek konumları ve gelişim seyirlerini ele alan bilimsel metadoloji Kemalizm’in gelişimini ve karakterini gösterir ve Kaypakkaya yoldaşın analiz tarzı üzerinde doğrudan belirleyicidir:

“… Ağalar aynı zamanda tarım ürünlerini toptan satın alan büyük ticaret firmalarının acenteleri durumundaydı. O yıllarda büyük ticaret firmalarının geniş ölçüde emperyalist kontrolünde veya elinde olduğu da bilinen bir gerçektir. Bütün bunlar şunu gösteriyor ki, Milli Kurtuluş Savaşı önderliği, ta başından itibaren İttihat ve Terakki içindeki Türk komprador büyük burjuvazisinin, toprak ağalarının ve tefecilerin eline geçmiştir.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, syf:191, Umut Yayıncılık, Nisan 2004)

Bu tespitlerin Mao Zedung’un 1935 yılında “Japon Emperyalizmine Karşı Taktikler Üzerine” başlıklı çalışmasında yer verdiği şu düşünceler ile tamamen uyumlu olduğunun da altının çizilmesi gerekir:

“Hiç kuşkusuz işçi sınıfı ile milli burjuvazi arasında bir çıkar çatışması vardır. Milli devrimin öncüsü olan işçi sınıfının siyasi ve iktisadi hakları tanınmadıkça ve onun gücünü emperyalizme ve onun sadık uşakları olan hainlere karşı yöneltmesi sağlanmadıkça milli devrimi başarılı bir şekilde gerçekleştirmemiz mümkün olmayacaktır.” (Mao Zedung, Seçme Yazılar Cilt 1, Aydınlık Yayınları, Ağustos 1979)

Bugüne Uzanan Bağlamda Tarihsel Sorumluluklar

Tekrar altını çizmekte fayda görüyoruz. Elimizde neresinden bakarsak bakalım yaklaşık 25 yıllık bir yaşama sığdırılan ve kendi dönemi ile sınırlı bir devrimci teori ve pratik tecrübesi bulunur. Son derece önemli yapısal/kurucu yönleri bulunan bu birikimin, 1973 sonrasında da işçi sınıfının, köylülüğün ve ezilen halkların demokrasi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesine uygulanması sürecinde karmaşıklaşan ulusal ve uluslararası sınıf savaşı dinamiklerinden beslenerek ileriye doğru kesintisiz şekilde geliştirilmesi zorunludur.

Kaypakkaya yoldaşın yaşasaydı hangi konulara mercek tutacağını kestirmek elbette zor. Yakın yoldaşlarından devrimci ressam ve düşünce adamı Muzaffer Oruçoğlu bir yazısında eğer böyle bir şey olsaydı, muhtemelen Türklerin tarihine ve eski devlet yapılarına daha çok mercek tutacağını belirtmiştir. Niçin bunu yapacağı da aslında açıktır. Hakim sınıfların aktarılagelen genetik kodlarını tarihin derinliklerinden, çekirdek halinden bulup ortaya serme ve sınıf mücadelesi tecrübelerini zenginleştirme amacıyla… Özetle komünist bir toplum ufku ile araştırma nesnesine yönelik bilgisini derinleştirme amacıyla…

Bu konuda daha fazla spekülasyon yapmak doğru olmayacaktır keza ihtimaller her zaman çok yönlüdür ve verili bağlamda atılacak her zaman zarlar ve seçenekler vardır. Bugüne uzanan bağlamda Kaypakkaya yoldaşın komünist devrimci perspektifini ve metadolojisini daha iyi idrak edebilmek için yalnızca kendisinin seçme yazılarını ve yoldaşlarının aktardığı anıları okumak yeterli değildir. Aynı zamanda Türkiye komünist hareketinde yaşanan yoğun kırılmaları ve uluslararası komünist hareketteki sınıf mücadelelerini iyice analiz etmek gerekir.

Kaypakkaya yoldaş öldüğünde Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin bir ürünü olarak hem ABD emperyalizmine hem Sovyet sosyal-emperyalizmine karşı hem de şovenizme/revizyonizme ve her türden gericiliğe karşı ortaya çıktığını belirttiği komünist hareket henüz büyük krizler öncesinde bulunuyordu. Kaypakkaya yoldaş, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin Deng Xiaoping liderliğinde karşı devrimci kapitalist yolcular tarafından mağlup edilmesi tecrübesini yaşamadı. Mao Zedung’un seçme eserlerinin yeni basılan sonraki ciltlerini de göremedi. Demokratik Kampuçyalı devrimcilerin halk savaşı ile burjuva devlet aygıtını parçaladığı, paranın kaldırıldığı kolektif toplum tecrübesini göremedi. Sovyet revizyonizminin ağır bunalımını ve çöküşünü göremedi. ABD emperyalizminin eskisinden çok daha ağır ve yoğun şekilde bölgemize yüklendiğini, hakim sınıfları belirlediğini ve bunun üzerinden sosyalist hareketi de büyük oranda belirleyip dağıttığı tecrübelerini yaşamadı. Çin ve Sovyet revizyonizmine karşı 1984 yılında 17 Marksist-Leninist-Maoist parti tarafından kurulan yeni bir komünist enternasyonali, Devrimci Enternasyonal Hareketin doğuşunu ve 2012’deki çözülmesi pratiklerini de deneyimleyemedi. Nepal ve Peru gibi bazı yetkin halk savaşı pratiklerinin kritik aşamalarda proleter devrimci yoldan çıkıp revizyonizme sapabileceği tarihsel tecrübesini de analiz edemedi. Hatta epistemolojik açıdan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin olumlu/olumsuz tüm derslerini içeren, Marksizm-Leninizm’in nitel bir ilerlemesi olarak uluslararası komünist hareketin kabul ettiği Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin tarihsel dönüşümünü de tecrübe edemedi. Tüm bu deneyimleri bilseydi ve yaşasaydı acaba komünist harekete, yoldaşlarına, emekçi kitlelere, ezilen halklara ne tür katkılarda bulunurdu? Hangi noktalarda teoriyi derinleştirmeye özen gösterirdi? Hangi noktalarda özeleştiri yapardı?

Sorular her zaman birbirini kovalayacaktır. Ancak esas olan bir şey var ise, Kaypakkaya yoldaşın devrimci metadolojisi, bilimsel analiz tarzı, üretim ilişkilerinin ve gerçek iktisadi koşulların somut durumunu göz önüne alan perspektifi ile günümüze bugünden radikal derecede farklı yeni bir sosyalist toplum için mücadele eden emekçi kitlelere ve komünist öncülere büyük bir miras bırakmıştır.

Tabular yıkılacak, tekelci kapitalizm ve revizyonizm ile 10.000 yıllık mücadele devam edecek, devrimci teori tecrübelerle olgunlaşarak, devinmeye, dönüşmeye, yüklerinden arınmaya devam edecek…

45. yılında Kaypakkaya yoldaşın anısına saygı ile…

Kuram Dergisi

Diyalektik materyalist bir perspektifle, bilimsel sosyalist teorinin sınıf mücadelelerine uygulanması ve derinleştirilmesi doğrultusunda yayın çizgisini sürdüren Kuram Dergisi 2 ayda bir yayında!

45 Yıl Sonra Kaypakkaya ve Yöntem Üzerine” için 2 yorum

  • 18 Mayıs 2018 tarihinde, saat 20:20
    Permalink

    Çok iyi ve gerçekçi bir değerlendirme yaptığınız söylemek ve 45 .yılanda İ.Kaypakkaya yoldaşı anmak onun sınıf mücadelesi içerisindeki kömünist bakış ile ileri mevzileri zapt edebilemek onun mısranın ötesine taşmak ile onurlandırılmış oluruz .ki emperyalist dünya düzenin ve toptan bir saldırı furyası içinde olduğumuz toplumsal çelişkilerinin yad safaya geldiğ bu koşulların ne kadar bir devrimci çıkışın zorunluluk haline geldiğini. İspatıdır .sizlere başarılar diler daha ileri mevzilerde görüşmek üzere saygılarımla kutlarım
    Her zaman kaydağer editörlerinizi takpk etiğimi belirtmek isterim.

    Yanıtla
    • 21 Mayıs 2018 tarihinde, saat 10:06
      Permalink

      Desteğiniz, ilginiz ve güzel düşünceleriniz için teşekkürlerimizi iletiriz. İçten ve devrimci selamlarımızla…

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest